blog sloganı

HOŞGELDİNİZ

4/4/2008

>> Yirminci Mil kitap özeti

Her zaman gizemli bir yazar olan John Trevanian, Şibumi ve Katya’nın Yazı adlı romanlarının üzerinden on beş yıl geçmesinin ardından Yirminci Mil romanıyla sessizliğine son verdi. Diğer tüm kitaplarında olduğu gibi bu romanında da görülen özgün kurgusu ve çarpıcılığıyla görkemli bir geri dönüş yaptı.

Trevanian Yirminci Mil ile bu kez vahşi batıya yöneliyor, kendine has gerilim ve heyecanla silahşör efsanesini anlatıyor. Usta yazar bu romanı ile, vahşi batı üzerine yazılmış bir çok kitaptan ve sinema filmlerinden daha karışık ve karanlık bir eser ortaya koymuş. Trevanian “western” türüne özgü bütün geleneksel malzemeyi kullanarak sürükleyici ve heyecanı yüksek bir kitap ortaya çıkarmış. Ayrıca kitabın sonunda, bir düşün - batının sonsuz çayırlarının - geçen yüzyılın sonunda nasıl tarihe karıştığına da tanıklık ediyoruz. Trevanian bütün bunları, okuyucuyu saran bir sürükleyicilik ve inanılmaz rastlantıları geleneksel bir tarzda toparlıyor.

Genç ve gizemli bir yabancı Yirminci Mil kasabasına gelir. Yavaş yavaş ve sezdirmeden kendisini kasaba halkına kabul ettirir. Ancak bu yabancı adam ile ilgili bir çok soru işareti vardır ama yanıtlar çok azdır. Tanrının adeta unuttuğu bu kasabaya bir süre sonra üç yabancı daha gelir. Bunlardan biri vahşi batının o güne dek gördüğü en vahşi ve en acımasız adamdır…

Trevanian, romanını, usta bir dokunuş ve sarsıcı bir yetenekle, beklenmeyen bir sonla bitiriyor. Elinizden bırakamayacağınız, insanı okumaya zorlayan ve hızla sayfaları çevirten bir kitap. Usta yazar, Amerikan efsanesinin arkasındaki acımasız gerçekleri ve acı yalanları gerçekçi bir anlatımla sergiliyor.

4/4/2008

>> Serçekuş kitabı özeti

Serçekuş’u bir gelincik tarlasının n içindeki yuvasında yaşar. Güneş doğmadan kalkar ve sabahın bütün güzelliklerine tanık olur. Güneşin doğuşuyla birlikte avlanmak için yuvasından çıkar. Gölbaşı Gölü’ne gelen avcıları görür. Daha sonra Kocabağ Köyü’ne doğru yol alır. Oralarda karnını doyurmaya çalışır. Orada köylüleri izler. Akabinde koruluklar arasında gezinmeye başlar. Aklına birtakım sorular gelir. Güneş vücudunu ısıttığı için onu soba gibi düşünür. Güneşi tabiatın efendisi olarak görür. Daha sonra güneşe de hakim olan bir varlığın olduğunu düşünmeye başlar. Uçarken yükselmeye başlar. Artık o kadar yükselmiştir ki her şeyin küçük olduğunu görür ve nefes almakta da zorlanmaya başlayınca geri alçalır.
Avcılardan uzak durmaya çalışır. Nedenini bilmediği bir korku içinde dağlara doğru kaçar. Kaderinden kaçmaya çalışır. Bir gün konduğu bir dalda bir avcı tarafından görülür. Avcı tüfeğini ona yöneltir. Serçekuş çok korkar. Avcıyla arasında birtakım konuşma geçer. Giderek avcıya yaklaşmaya başlar. Bu cesaretiyle ölümün korkulacak bir şey olmadığını gösterir. Avcının kendisini, Serçekuş’un yerine koyduğunu ve kendisinin de insan olsaydı neler yapabileceğini düşünür.Serçekuş’u “avcının kendisini öldürmemesini bir gün ona yardım edebileceğini söyler.” ,avcı buna çok güler. Bir kuşun ona nasıl yardım edebileceğini merak eder ve şu soruyu sorar: “Ben ölüyor olsam, Azrail başımda olsa nasıl yardım edebilirsin?” Bunun üzerine Serçekuş ölümün, Azrail’in nasıl olduğunu düşünmeye başlar. Ölümün yeni bir hayat olduğunu, Azrail’inde insanları öldüren avcı olduğunu düşünür. Avcıya biraz daha yaklaşır ve omzuna konar. Sonunda avcıyı ikna eder ve kendisini öldürmesini önler. Yine bir gün avcı avlanırken, vurduğu ördeği gölden almak için göle dalar. Birden bataklığa saplandığını fark eder. Avcı çok telaşlanır. Yavaş yavaş batmaya başlar ve aklına Serçekuş’un söyledikleri gelir. Serçekuş ona çamura gömülürse kurtarabileceğini söylemişti. Batmasına az kalmıştı ki Serçekuş başında görünür. Serçekuş avcıya yardım ederek onu kurtarır. Avcının kendisine yaptığı iyiliğe bu şekilde karşılık verir. Sonunda da Serçekuş barış güvercini gibi uçup gider.

4/4/2008

>> Domaniş dağlarının yolcusu kitap özeti

Şukufe Nihal’in MEB tavsiyeli kitaplar listesinde de yer alan eseri “Domaniç Dağlarının Yolcusu”, Leyla ile Mecnun Yayınları tarafından okurla buluşturuldu. Kadın duyarlılığı ile yazılan kitap sıradan gezi kitaplarından çok farklı bir özellik taşıyor.

Onlarca esere imza atan Şukufe Nihal’in “Domaniç Dağları’nın Yolcusu” adlı kitabı Leyla ile Mecnun Yayınları’ndan çıktı. Şukufe Nihal, Domaniç Dağlarının Yolcusu’nda büyük bir hayranlık beslediği Milli Mücadele dönemini, destanlaşan kişisel bir hikâye üzerinden anlatıyor. Hikâyeye göre, Kurtuluş Savaşı sırasında İnegöl yakınlarında, Domaniç dağlarından inen bir köylü kadını, düşmana yol göstererek vatana ihanet ettiğini öğrendiği biricik oğlunu silahını çekerek öldürüyor. Yazar, bu etkileyici öyküden ve gözünde devleşen Anadolu kadınından bir iz bulmak üzere, olayın geçtiği yerlere araştırma yapmaya gidiyor. Kitap, yazarın bu gezi sırasındaki duygu ve düşünceleriyle, yaşadığı hadiselerden oluşuyor.

Yazar, izini sürdüğü hikâyeye ulaşmak isterken konakladığı duraklarda dikkatini en çok dönemin “kadın” figürü üzerine yoğunlaştırıyor. Öğretmen olmasının da verdiği şevkle, kadınların eğitiminin ve çalışmasının öneminden, yanlış evlilikler ve bunların doğurduğu sonuçlardan bahsederken; çözüm yollarını da hemen yanı başında sunuyor. İlerlemenin köyden başlayacağı fikrini savunan Şukufe Nihal, bu iş için aydınların harekete geçmesi gerektiğine inanıyor. Yazar, idealini öylesine büyük bir coşku ve samimiyetle savunuyor ki, neyin nasıl olması gerektiğinden bahsettiği bölümlerde bile kuruluğa düşerek okuru sıkmıyor.

Domaniç Dağlarının Yolcusu’nu sıradan bir gezi kitabı olmaktan çıkaran en önemli unsur, kadın duyarlığının imbiğinden süzülmesi. İlk satırlardan itibaren coşkulu, titiz, şiirsel ve zarif bir üslup okuru hemen sarmalıyor. Bunda Şukufe Nihal’in her şeyden önce bir şair olmasının payı çok büyük.

<- :: Sonraki Sayfa ->